25 Ekim 2007

 

Çöl, Bozkır…

Genç TEMA Konya – Karapınar Bozkır Kampı Anıları

8 Eylül 2007 Cumartesi günü Türkiye’nin dört bir yanından gelen 19 Genç TEMA Gönüllüsü ve 2 lider, saat 12 yi biraz geçmişken Konya TEMA evinde, Konya TEMA Temsilcisi Namık Ceyhan ve arkadaşlarının sıcak karşılamasıyla bir araya geldik. Çoğumuz birbirimizi tanımıyorduk ve bizi görüntülemeye gelen gazeteci kalabalığı yüzünden kimin Genç TEMAlı kimin gazeteci olduğu ilk başlarda belli olmuyordu. Sonradan yavaş yavaş ayırt etmeye başladık birbirimizi. Kimileri tanıdık geliyordu, kimileri yabancı olsa da içten…Basın toplantısı yapıldı , fotoğraf çekildi, görüntüler alındı.Hürriyet’in de dediği gibi ”Süper Gençler” artık kampa hazırdı…

Yola çıkmıştık, artık Konya TEMA evinden ayrıldık. Eğlenceli bir kamp olacağı daha o zamandan belliydi, 20 kişi küçük bir minibüse sıkışıp bir arada kahkahalar eşliğinde otogara vardık. Oradan da bir otobüse binerek nihayet Karapınar’a kamp alanımıza ulaştık.

Artık kaynaşmalar oluyor ve herkes birbiriyle sohbet ediyordu. Zaten bir kampı kamp yapanda insanların kaynaşması değil mi? Bir süre sonra Karapınar TEMA Temsilcisi Musa Ceyhan’ın bir konuşmasını dinledik ve kamp sorumlumuz Süreyya İsfendiyaroğlu’ndan, TEMA’nın Karapınar’da yürütmekte olduğu “Karapınar’dan Dünyaya ‘Çölleşme!’ Çağrısı” projesi ile ilgili sunumu izledik. Burada anladık ki bu bölge çok zor günler zamanlar geçirmiş ama şimdi biraz olsun iyi durumdaymış ama yinede çok iyi değil. Yavaş yavaş zaman geçiyor ve arkadaşlık da artıyordu. Karapınar’da güzel bir akşam yemeğinden sonra artık yavaş yavaş yatma vakti geliyordu çünkü sabah erken kalkılıp iş başına gitmemiz lazımdı.

Saatler sabah(ın körü) 07:30 u gösterirken her zaman ki kamp uyandırma işkencesini bu sefer benle Rıfat düzenledik. Herkes uyanmıştı artık ama çok soğuk olmuştu gece yarısı, dolayısıyla “madem kampa geldik neden dışarıda yatmıyoruz?” diyenler donmuş bir halde uykudan kalktılar. Onların çözülmesi çok zaman almadı. Kahvaltımızı yaptık ve artık kampımız gerçekten başlayacaktı çünkü araziye çıkıp, elimize kürek ve çapaları alıp toprakla buluşacaktık artık…

Ekibimiz iki gruba ayrıldı bir kısım uzun süredir sulanmayan bir alanda ağaçları sulayacaktı, bir kısımda yeni fidanların altlarındaki yabani otları çapayla temizleyecekti. Aslına bakarsanız bu zamanda anlıyorsunuz yaptığınız işin değerini. Evet burası bir afet bölgesi sayılabilir ve bu topraklarda çalışmak ve yararlı işler yaptığını küçücükte olsa hissetmek insana çok büyük bir onur veriyor ve yaptığınız işin kutsallığını anlıyorsunuz. Daha sonra kamp yerimiz olan erozyonla mücadele istasyonuna döndük ve öğle yemeğinden sonra Süreyya Abi “Türkiye Bio-coğrafyası ve Konya Kapalı Havzası” konulu bir sunum yaparak bizleri aydınlattı. Bu günün devamında, kaldığımız yeri de içine alan ve devletin 1965 yılından beri koruma altına aldığı bölgeyi gezdik. Bence çok yararlı bir gezi oldu. Bu büyük alanda örnek olması açısından koruma altına alınmamış bir bölgeye gittiğimizde ise işte herkesin beklediği o ÇÖLü gördük. Aynı filmlerde gördüğümüz gibi bir çöldü. Sadece kum başka hiç bir şey yok. Buradan anlıyoruz ki insan istedikten sonra her şeyi başarabilir her şeyi yapabilir.

Bu günün eğlenceli bir yanı daha vardı. Araziden döndükten sonra bir arkadaşımız oradaki traktörlerden birisi almış onunla geziyordu. Tabi bunu gören bizler durabilir miydik? Öyle böyle derken 6 tane traktör alıp ekip halinde gezmeye başladık ve çok eğlenceli oldu. Bu da bizim için güzel bir anı olarak kalacak.

Bir sonraki gün yani pazartesi günü yine güne arazide başladık aynen bir gün önce yaptığımız işleri devam ettirdik. Öğleden sonra ise misafirlerimiz vardı. Konya TEMA il temsilcimiz Namık Bey ve Konya Toprak ve Su Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü’nden konuğumuz Yüksek Ziraat Mühendisi Mustafa Okur, bizlere sunum yapmak üzere kamp alanımıza geldiler. Namık Bey bizlere Konya Karapınar’ı ve Türkiye’nin içinde olduğu bazı problemleri anlattı, Mustafa Bey ise içinde bulunduğumuz bölgedeki çalışmaları dünden bugüne anlatarak bizi bilgilendirdi.

Bu sunumlardan sonra öğle yemeğimizi misafirlerimizle yiyerek Namık Bey eşliğinde Meke Krater Gölü’ne gittik. Fotoğraflardan görmüştük hep Meke’yi, o muhteşem görüntüsü hala belleklerimizdeydi ama oraya gittiğimizde o manzarayı göremedik. Meke’nin suyu bitmek üzereydi ve artık kısım kısım bataklık olmuştu.Bir süre Meke’de kaldıktan sonra Acıgöl’e geçtik.Acı göl iyi görünüyordu.Onunda suyu biraz çekilmiş ama yinede Meke’ye göre çok daha iyi bir durumdaydı.Böylece bölgenin önemli sulak alanlarını görmüş olduk.

Salı sabahı uyandığımızda Süreyya Abi bizi sevindirmek için bir top almışı . Hemen takımları kurup profesyonel Yakan top müsabakası düzenledik . Çok eğlenceli bir 2 saatin ardından bu günün asıl görevi olan anket için şehir merkezine gittik. Şehir merkezinde ikişerli gruplar oluşturularak şehrin belli bölümlerine dağıldık.Bu ankette bölgedeki çiftçilik için bize bilgiler verecek sorular mevcuttu.Kahvelerde, dükkanlarda, yolda bulduğumuz her çiftçiye bu anketi uyguladık ve şaşırtıcı sonuçlar elde ettik.Bu anket köylüyü anlamamız, sorunlarını bilmemiz ve onlara TEMAyı tanıtmak açısından çok güzel bir faaliyet oldu.

Bu günün devamında Karapınar’da bulunan askeriyeyi de ziyaret etme şansımız oldu. Burada askeriyenin yapmış olduğu ağaçlandırma çalışmalarını da görmüş olduk. Bir daha anladık ki insan eli değen her yer güzel olabiliyor. Ordumuzun da böyle çalışmalar yapması bizi daha da yüreklendirdi.Daha sonra top sahası denilen bölgeyi askerlerimizle birlikte gezdik.Burada bir tepenin rüzgar ve su erozyonuyla nasıl bir hal aldığını çok yakından gördük.Yazılı ve görsel materyallerden gördüğümüz bu tarz oluşumları kendi gözlerimizle gördüğümüzde daha çok anladık nasıl bir sorun olduğunu ve ağaçlandırma ve bitkilendirmenin önemini kavradık.Bu alandan da ayrılıp kamp bölgemize doğru yol aldık.

Son gecemizdi bu gece. Bir şeyler yapmamız gerekliydi. O zaman dedik ki; çiğ köfte partisi ve mantı…

Herkes bir işin ucundan tuttu. Rıfat çiğ köftenin başına geçti. Zorlu dakikalar başlamıştı onun için.Biz öyle işleri hallederken bir de ne görelim.Yüzbaşımız ve üsteğmenimiz eşleriyle birlikte bizi onurlandırmışlar ve bizi ziyarete gelmişlerdi, çok mutlu olmuştuk.Bu arada Rıfat hala çiğ köfteyle savaşmaktaydı.Saatler ilerledikçe konuklarımızla birlikte eğlencemiz artmaktaydı ama Rıfat hala çiğköfteyi tamamlayamamıştı.Umutlarımız kırılmaya başlamıştı.Kısır yemeye razıydık.Bir kaç saat sonra çiğköftelerimiz hazırlanmıştı artık.Bu arada söylemeden geçemeyeceğim çiğköfte yaparken Rıfat, Mustafa Abi altındaki sandalyeyi başka bir yere koymuş, Rıfat’ta arkasına bakmadan oturunca yere kapaklandı kahkaha diz boyu. Son gecemizde böyle eğlenceli bir şekilde son buldu.

Artık gitme vakti gelmişti sabah erkenden gelen minibüse eşyalarımızı yükleyip ilk önce Çatalhöyük’e, oradan da Konya’ya geçecektik.

Çatalhöyük 7000 yıllık tarihi bir şehir ve burada kazı çalışmaları yapılıyor.Bu alanı da gezip, görmek bizi çok mutlu etti.Çünkü ilkokuldan beri adını duyduğumuz bu yere gelmek heyecan vericiydi. Bu geziden sonrada artık Konya TEMA Temsilciliğine gelmiştik.Buradan da hepimiz birer birer geldiğimiz yerlere geri dönecektik artık.Ayrılmak her zaman zordur böyle yaşanmışlıklardan sonra.Ama biz bu kampta şunu gördük ki;

“Ülkemizde yıllarca Rüzgar Erozyonu sorunu yaşamış bir bölgeye gelmek, burada olanları görmek, sorunları birinci ağızdan dinlemek ve bunun için küçükte olsa bir şeyler yapmak insana büyük bir onur veriyor. Umarım bu Bozkır kampı her sene düzenlenir, geleneksel hale gelir ve daha çok genç temalı burada bu heyecanı yaşayarak yaptığı görevin değerini daha çok anlar ve dört elle sarılır bu kutsal göreve…”

Seni de Genç TEMA’ya bekliyoruz! Biriniz yoksa eksiğiz, seninle doğanın sesiyiz!

Caner Salhaoğlu
Trakya Ünüversitesi
Edirne Genç TEMA Başkanı

Haberi Arkadaşıma Gönder